İÇİMİZDEKİ İNSAN
Bu üç eylemden birisi, yaşam; yalnızca bizim belirleyiciliğimizle geçer. Yani kendimizce sahiplenebileceğimiz, bu süreçtir. Bu sürecin uzun ya da kısa olması bizim elimizdedir bir bakıma. Yaşadığımız çevre, davranışlarımız yaşam süresini belirler.
Bildik sözdür.”İnsan doğar,yaşar ve ölür.”
Bu üç eylemden birisi, yaşam; yalnızca bizim belirleyiciliğimizle geçer. Yani kendimizce sahiplenebileceğimiz, bu süreçtir. Bu sürecin uzun ya da kısa olması bizim elimizdedir bir bakıma. Yaşadığımız çevre, davranışlarımız yaşam süresini belirler.
Televizyonda bir deney izlemiştim. Kamera yerleştirilmiş bir odada yalnız bırakılan dört yaşındaki bir çocuğa dondurma verilir ve dondurmasını kimseye vermemesi söylenir. Bir süre sonra odaya giren bir adam çocuğun elindeki dondurmadan yalar ve çocuktan, bunu yaptığını kimseye söylememesini ister. Odadan çıkar ve yanında başka birisiyle yeniden girer. Yeni gelen adam çocuğa; dondurmasından kimin yaladığını sorar, çocuk söylememsi tembihlendiği halde adamı gösterir. Ardından beş yaşındaki başka bir çocukla aynı süreç izlenir. Çocuk yine yaşadığı olayı doğrular ve dondurmasından yalayan adamı gösterir. Aynı deneme bu kez altı yaşındaki bir çocukla yapılır. Dondurmasından yalayan adam bu çocuğu da sıkı sıkı, kimseye söylememesi için uyarır. Yeniden içeri girildiğinde çocuk dondurmasından kimsenin yemediğini söyler. Yani yalan söyler. Dejenerasyon başlamıştır. Bu deneyin sonucunda, altı yaşından sonra çevrenin etkisi altına girmeye başladığımız ve gerektiğinde doğruluktan kolayca sapabileceğimizin ortaya çıktığı anlatılmak istenmiştir.
İşte, içimizdeki insanla da bu yaşlarda tanışırız…
İçimizdeki insan. Ona egemen olduğumuz sürece kendimiz oluruz. Kendimiz olmak için ne denli çaba harcarsak ve ne denli kendimiz olmayı başarabilirsek bu yaşam bizim olur. İşte erdemlilik de budur. Doğal olarak iç çatışmalar da bir süre sonra ortaya çıkar. Bir yanımız yaşamı kendimize saklamamızı ister, diğer yanımız paylaşmayı seçer. Saklamak durağanlığı, paylaşmak da çoğalmayı getirir. Çoğalmak her zaman yaşama değer katmaktır. Bana göre içimizdeki insan, paylaşmayı seçen yanımızdır.
Bazı insanlar zaman zaman bencilliklerine söz geçiremezler ve çevresinde bulunan birçok insanı mutsuz edebilirler. Bu tür davranışlara sık sık rastlamıyor muyuz? Tıpkı aşağıdaki fıkrada olduğu gibi.
Cennete baş sorgucu 10 zenciyi odasında toplamış,” Herkesin yalnızca bir dileği gerçekleşecek şimdi sırayla dileklerinizi bildiriniz. Tümünüzün dileği bitince dilekleriniz gerçekleşecek ve buradaki yaşantınız öyle sürüp gidecek.” Birinci zenci; “Dünyada ırk ayrımcılığından çok çektim, bundan böyle beyaz olmak istiyorum.” demiş ve kenara çekilirken dileği gerçekleşmiş.Beyaz olmuş. İkinci zenci;”Ben de beyaz olmak istiyorum, çünkü öyle bir yaşamı arzuladım dururdum ömrüm boyunca.” Ve 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9. zenci de aynı dileği paylaşmışlar ve beyaz olmuşlar birer birer ve mutlulukla söyleşirken, sıra 10. zenciye gelmiş .
”Eveet demiş, baş sorgucu sen söyle bakalım, dileğini.” Yüzünde muzip bir gülücük son zenci, sevinçten yerlerinde duramayan ve beyaza dönüşmüş zencileri işaret ederek;
“Benim dileğim, tüm bu arkadaşların yeniden zenci olmasını istiyorum, çünkü beni bir zencinin öldürdüğünü unutmadım.” Deyince 10 zenci yine zenci olarak odayı terk etmişler.
Aslında yaşam tek düze bir süreçtir.Anlar,saatler,günler,haftalar,aylar,yıllar gelir geçer sanırız biz,oysa beynimizde yarattığımız güzelliklerdir zamanı kısa ya da uzun kılan.
Çok sıkıntılı anlarımızda zaman geçmek bilmez,yıl gibi uzun gelir saniyeler.Ama mutlukları ve güzellikleri paylaştığımız anların nasıl geçtiğinin farkına bile varmayız. Bu süreci, bir bakıma içimizdeki insan belirler.Çevremizi şöyle bir gözlemlediğimizde üç tür insan görürüz:çevresindeki insanları mutlu etmeye çalışan insanlar(bu tür ne kadar az değil mi?) ,çevresindeki insanları mutsuz etmekten zevk alan insanlar. Bir de bunların dışında kalan , kendi halinde insanlar. İçindeki insana egemen olan insanlar ilk gruba girerler.Çünkü bencilliklerini yenmiştir onlar. Paylaşıcıdırlar ve yaşama her zaman değer katmaya çaba gösterirler. Kimi zaman da insanları iyi insan-kötü insan diye ikiye ayırırız, ama bu bir yanılgıdır. Çünkü, insanları iyi ya da kötü diye ayırma çabamız; merhamet ve zalimliğin aynı kalpte bulunabilme olasılığını düşünmek istemediğimizden kaynaklanır.”Güzellik, insanlar arasında en çok tutulan şeydir.”der Montaigne. Zaman zaman içimizdeki insanı, içimizden ne denli koparıp atmaya çalışsak da paylaştığımız güzellikler bizi mutlu eder yine de. Çünkü insan yanımız bize yol gösterir çoğu kez. İçimizdeki insanı gün yüzüne çıkardığımızda hayal ettiklerimize kavuşmayı değil, mutlu olmak için gerçekten, nelere gerek duyuyorsak onları bulmaya çabalarız.Yaşamın tadına varmak budur işte. Doğa bizi bağımsız ve özgür yaratmış olsa da, biz bunun değerini bilemiyoruz. Çoğu kes kendimizi, gönüllü yarattığımız yasakların içine atıyoruz. “Yaşam ne iyi, ne kötüdür.Ona iyiliği de, kötülüğü de katan sizsiniz.” demiştir Lucretius.
İçimizde bir insan yanımız vardır. Çoğu zaman ikileme düşeriz, kararsız kalırız ama bizi hep iyiye güzele yönlendiren insan yanımızdır. İstemeden de olsa birilerine zarar verdiğimiz zaman üzülen yanımız da işte bu insan yanımızdır. Çocuk yaşlarımızda duygusal zekamızı geliştirdiğimiz oranda, duygu dağarcığımızı zenginleştirdiğimiz oranda “ içimizdeki insan” büyür. İşte o insan büyüdükçe bizimle birlikte yaşamımız daha da güzelleşir.Eğer yaşamımızı istendik bir biçimde sürdürememişsek, ömrümüzün son yıllarındaki pişmanlıklar bir işe yaramazlar. Tıpkı aşağıdaki şiirdeki pişmanlıklar gibi. “An”lar şiirini 85 yaşında iken yazan JORGE LUİS BORGES şiiri yazdıktan 3 yıl sonra ölmüştür. Eğer, yeniden başlayabilseydim hayata,/ikincisinde daha çok hata yapardım./Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar./
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım./Temizlik sorun bile olmazdı asla./Daha çok riske girerdim,
seyahat ederdim daha fazla./Daha çok güneş doğuşu izler,daha çok dağa tırmanır,/daha çok nehirde yüzerdim./Görmediğim bir çok yere giderdim./Dondurma yerdim doyasıya,/Daha az bezelye./
Gerçek sorunlarım olurdu /hayali olanların yerine. /Yaşamın her anını gerçek ve /verimli kılan insanlardan olurdum./Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten./Anlar, sadece anlar, siz de “an”ı yaşayın./Hiçbir yere, yanına; termometre, su, şemsiye ve /paraşüt almadan gitmeyen /insanlardanım ben./Yeniden başlayabilseydim,/ilkbaharda, papuçlarımı fırlatır atardım./
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla./Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,/çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer…/Ama işte, 85′imdeyim ve biliyorum…
Ölüyorum…/ JORGE LUİS BORGES








0 Yorum