ON BİR AYIN SULTANI RAMAZAN
ON BİR AYIN SULTANI RAMAZAN
Taşlar arasında mücevher neyse İnsanlar arasında Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de odur; günler arasında Cuma neyse aylar arasında da Ramazan odur. Bazı günler, geceler, anlar vardır ki gelmesini iple çeker insan. İşte on bir ayın sultanı Ramazan da böyle beklenen ve özlenen bir aydır. Çünkü Ramazan ayı gelince; bolluk, bereket, rahmet, af ve mağfiret gelir, sükûnet ve huzur gelir. Ayrıca Ramazan ayı, gönülleri birbirine ısındırır; sevenleri kavuşturur; ayrı düşenleri bir araya getirir; küsleri dargınları barıştırır; uzakları yakın eder…
Bu ayla ilgili sevgililer sevgilisi Efendimiz (s.a.v.): “Ramazan’ın başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluştur.” buyurarak ne kadar önemli ve büyük bir manevi iklime girdiğimizi bizlere haber verir. Ramazan ayını böylesine değerli yapan pek çok husus vardır. Mesela yüce kitabımız Kur’ân’ın bu yada indirilmesi; bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesi bu ayda yer alması; Ramazan gecelerini ihya ettiğimiz teravih namazları; zekat ve fıtır sadakalarının bu ayda verilmesi; Hz. Peygamber (s.a.v.) sünneti olan mukabele geleneği yine bu aya mahsus ibadetlerdendir.
Hiç şüphesiz Kur’ân’ın Ramazan ayında indirilmiş olması bu ayın en önemli özelliklerinden birisidir. Nitekim Yüce Rabbimiz: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır.” ayetiyle buna işaret eder. Kur’ân okumanın önemi, Hz. Peygamber (s.a.v.) ile Cebrail (a.s.) arasında okunan mukabele geleneğinden de anlaşılmaktadır. Nitekim bu nebevi gelenek günümüzde canlılığını korumaktadır. Elbette Kur’ân’ı ihya sadece Ramazan ayında okunan mukabeleyle sınırlı olamaz. Ramazanda kazanılan bu alışkanlık, tüm bir yıl boyu yapılan hatimlerle devam ettirilmelidir. Zira Kur’ân’ı anlama ve yaşama ile ilgili Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri konunun önemini özetlemektedir: “Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına, Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına. İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin; Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!”
Mübarek Ramazan ayını değerli kılan başlıca ibadetlerden birisi de elbette oruçtur. Oruç sadece aç ve susuz kalarak akşama kadar beklemek değildir. Oruç, cinsel arzularımızı dizginlemek; midemizi yemek içmekten alı koymak; göz, dil, kulak gibi tüm azalarımızı günah işlemekten korumak demektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.): “Kim yalan söylemeyi, cahilliği ve cahillikle amel etmeyi (günah işlemeyi) terk etmezse, Allah’ın onun yemesini, içmesini terk etmeye ihtiyacı yoktur.” buyurarak tüm benliğimizle oruca yönelmemizi istemektedir. Aksi halde işlenecek hata ve günahlar her ne kadar orucu bozmasa da orucun sevaplarını eksiltecektir.
Ramazan-ı Şerîfi bereketli kılan dini değerlerden bir diğeri de teravih namazıdır. Teravih namazı sadece bu aya ait özel bir ibadettir. Teravih, dünyevi koşuşturmalarla yorulan bedenlerimizi namazla dinlendirmektir. Teravih, günahlarla kirlenen ruhlarımızı temizleyen toplu af ve mağfiret zamanıdır. Ayrıca teravih toplumsal birlik ve beraberliğin namazla pekiştirilmesidir. Habib-i Zişan Efendimizin (s.a.v.): “Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur.” buyurmaktadır.
Ramazan, yardımlaşma ve dayanışmanın arttığı bir iklimdir. Ramazan, toplumsal tabakalar arasındaki farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir aydır. Zira Ramazan, zengin-fakir, patron-işçi, amir-memur ayırımı yapılmaksızın sahur ve iftar sevincinin birlikte yaşandığı bir aydır. Ramazan, aynı ilahi emirle oruca başlanılan ve aynı ilahi emirle lokmaya uzanılan bir aydır. Dolayısıyla tok açın halinden, zengin yoksulun derdinden anlar. Bu ayda, zekâtlar, fitreler, fidyeler, hayır ve hasenatlar cömertçe ve yerli yerinde sahiplerine ulaştırılır. Nitekim Resûlü Zîşan Efendimiz: “Allah için zekât vermek malı temizlemektir; zekat, maldan hiçbir şey eksiltmez; ve zekat, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları yok eder.” buyurarak konunun önemine dikkat çekmiştir.
Farklı coğrafyalarda yaşayan Müslümanları aynı iman, bilinç ve şuurla böyle muntazam bir atmosferde buluşturan Rabbimize hamd olsun. Ruh, beden ve kalpleri arındırıp melekûti bir hayat bahşeden Zât-ı Zülcelâl ve’l İkrâm’a şükürler olsun. İliklerine kadar Ramazan sevincini hisseden, yaşayan ve yaşatanlara selam olsun. Ramazanda kazandıklarımızı bir ömür devam ettirebilmek temennisiyle.
Hayırlı Ramazanlar.
Kuşadası ilçe vaizi
Muhammet Nurullah Parlak








Benzer Haberler
ÇOCUKLARIMIZ NEREYE GİDİYOR?
ELVEDA EY RAMAZAN
KADİR GECESİ: ÜMMET-İ MUHAMMED’E VERİLEN BÜYÜK İLAHÎ LÜTUF
Bir Gece ki Bin Aydan Daha Hayırlı
Vahyin Yolculuğu: Hira’dan Dijital Çağa
Kalbe Konan Gömlek
Ramazan Ayında Düşünmemiz Gerekenler
Söke İlçe Müftülüğü’nden Görkemli Fener Alayı Programı