ÇOCUKLARIMIZ NEREYE GİDİYOR?
Son günlerde yaşanan iki ayrı okul baskını haberi, toplum olarak hepimizi derinden sarstı. Okul… Güvenin, bilginin ve geleceğin inşa edildiği yer değil miydi? Çocuklarımızın emanet edildiği, gözümüzün arkada kalmadığı mekânlar… Peki şimdi ne oluyor da bu mekânlar dahi kaygı verici haberlerle anılır hale geliyor?
Bugün Cuma namazında hutbeyi dinlerken, arka safta konuşan 9-10 yaşlarındaki iki çocuğun sözleri dikkatimi çekti. Biri diğerine şöyle diyordu:
“Bugün bilgisayarda yarım gün keskin nişançı oyunu oynadım…”
4 karakterli adam vurmaca oyununun adı 9-10 yaşlarındaki çocukların arasında herkesçe biliniyor. Burada anmak istemedim. Onlar açısından belki masum bir cümleydi. Belki sıradan bir çocuk konuşmasıydı. Ama aslında bize çok şey anlatıyordu. O cümlede, kontrolsüz bir zamanın, yönlendirilmemiş bir enerjinin ve sahipsiz bırakılmış bir dünyanın izleri vardı.
Çocukluk, bir yön bulma dönemidir. Eğer biz yön vermezsek, birileri mutlaka yön verir. Eğer biz değer kazandırmazsak, birileri farklı değerler yükler. Ve eğer biz onların dünyasına girmezsek, onlar bambaşka dünyalara dalarlar.
Bugün çocuklarımızın dünyası bizim çocukluğumuzdan çok farklı. Sokaklar değişti, oyunlar değişti, arkadaşlıklar değişti. Ama asıl değişen şey, çocuklarımızın yalnızlığı oldu. Kalabalıklar içinde yalnız büyüyen, ekranların içinde kaybolan, gerçek ile sanal arasında sıkışan bir nesil ile karşı karşıyayız.
Okul baskınları, şiddet olayları, disiplin sorunları… Bunların hiçbiri bir anda ortaya çıkmıyor. Bunlar, uzun süredir ihmal edilen bir sürecin sonucudur. Ailede başlayan, okulda devam eden ve toplumda karşılık bulan bir boşluğun yansımasıdır.
Şu soruyu kendimize sormadan ilerleyemeyiz:
Biz çocuklarımızın hayatında ne kadar varız?
Onlarla ne kadar konuşuyoruz?
Ne izlediklerini, ne oynadıklarını, kimlerle vakit geçirdiklerini biliyor muyuz?
Onlara sadece “yasaklar” mı koyuyoruz, yoksa “rehberlik” mi ediyoruz?
Unutmayalım ki çocuklarımızın ihtiyacı sadece disiplin değil; ilgi, sevgi ve yönlendirmedir. Bir çocuğun kalbini kazanamadan davranışını düzeltemezsiniz. Onun dünyasına girmeden onu koruyamazsınız.
Bugün belki ilgi göstermediğimiz, yeterli rehberlik yapmadığımız o masum çocuk, yarın toplumun ön safında yer alacak. Ama nasıl bir insan olarak?
İşte asıl mesele budur.
Bu nedenle sorumluluk hepimizin…
Anne-babanın, öğretmenin, din görevlisinin, yöneticinin…
Kısacası toplumun her ferdinin.
Çocuklarımızı sadece büyütmek yetmez; onları inşa etmek gerekir.
Onlara sadece bilgi vermek yetmez; değer kazandırmak gerekir.
Onları sadece korumak yetmez; güçlü bireyler haline getirmek gerekir.
Aksi halde bugün “oyun” diye başlayan ilgisizlik, yarın “sorun” olarak karşımıza çıkar.
Geliniz, geç kalmadan çocuklarımızın elinden tutalım.
Onların dünyasına girelim.
Onları dinleyelim, anlayalım ve yönlendirelim.
Çünkü mesele sadece onların geleceği değil…
Hepimizin geleceğidir.
Çocuklarımız nereye gidiyor?
Asıl soru bu değil…
Biz onları nereye götürüyoruz?
Hasan GÖKMEN
Kuşadası Müftülüğü Şube Müdürü








Benzer Haberler
ÇOCUKLARIMIZ NEREYE GİDİYOR?
ELVEDA EY RAMAZAN
KADİR GECESİ: ÜMMET-İ MUHAMMED’E VERİLEN BÜYÜK İLAHÎ LÜTUF
Bir Gece ki Bin Aydan Daha Hayırlı
Vahyin Yolculuğu: Hira’dan Dijital Çağa
Kalbe Konan Gömlek
Ramazan Ayında Düşünmemiz Gerekenler
Söke İlçe Müftülüğü’nden Görkemli Fener Alayı Programı